17 Ağustos 2017 Perşembe

Statü Endişesi (Yorum) - Alain de Botton


KÜNYE

Kitabın Adı: Statü Endişesi
Kitabın Türü: Deneme
Yazarı: Alain de Botton
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 332
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Statü Endişesi, hepimizin içini kemiren ancak pek nadir ifade edebildiğimiz bir korkuyu su yüzüne çıkarıyor: Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü korkusu ve başarısızlığımızın toplum tarafından acımasızca yargılanacağı hissi. Bir başka deyişle, evrensel bir endişeye, statü endişesine ayna tutuyor.
Alain de Botton, yine zarafet ve incelikle statü endişemizin nereden kaynaklandığını ve onu yenmek için neler yapabileceğimizi anlatıyor. Felsefecilerin, sanatçıların ve yazarların yardımıyla, statü endişesinin tarihsel öyküsünü ve tarih boyunca bu endişeyi yenmeye çabalamış hareketleri inceliyor. Toplumun acımasız yargılarına karşı kalkanlar edinen ve bu yolla mutluluğa ulaşmaya çalışan yalın ayaklı filozofların, üstsüz bohemlerin, komedyenlerin, şair ve ressamların bir resmigeçidini sunuyor okura.
Sonuç: Bu kitap yalnızca eğlendirmiyor, düşüncelerimizi de kışkırtıyor. Felsefenin yardımıyla toplumsal kaygılarımızdan kurtulmamızı sağlarken yürekleri hafifletiyor. Kitabı okuyanlar, belki yıllardır ruhlarını kemiren statü endişesinden arınmış olacaklar.

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Sevgili arkadaşlar Alain de Botton kitapları denemelerden oluşuyor. Statü Endişesi’nde sahip olduğumuz tüm konumları, yetkileri örneklerle tüm insanlığın tarihi boyunca incelenmiş. Aslında benimde birkaç yıldır üzerinde düşündüğüm bir konuydu; Statü. Hepimiz çalıştığımız iş yerlerinde türlü statülere sahibiz. Peki, statü merdivenlerini çıkarken ya da statülerin etkisindeyken ne kadar hayatın içindeyiz, ne kadar hayatı yaşıyoruz?
İlk yüzyıllardan bu yana statü nasıl algılanıyordu, insanlar statüye ne boyutta değer veriyordu, statünün psikolojimize etkileri neler? İşte bu ve benzeri sorunların yanıtlarını yazar çok güzel bir dille açıklamış. Bence okuyunca çevrenizdeki yaşamı tekrar sorgulayıp yazarın değindiği noktaları yakalayacağınıza eminim. Çünkü pek çok detayı kendi yaşamımda da gözlemledim. Lakin önce yazarın değindiği noktaları kısaca anlatayım.
Antik çağlarda ön planda olan fiziksel güçtü. Doğal olarak o dönemde en hayran olunan kişiler gladyatörler, komutanlar veya askerlerdir. Onların öldürdükleri kişi sayısınca statüsü artıyordu. Onuncu yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar statünün en zirvesinde şövalyeler, piskoposlar ve rahipler vardı. Hz. İsa'dan sonra dinin işaret ettiği yaşam modeli benimsenince rahipler daha bir sivrildiler. Ve statün getirdiği gücü kullanarak insanlara kötü davrandılar. Tabi bu statüyü iyilik içinde kullananlar vardı ama sayıları çok azdı. Çünkü o dönemlerde insanları kurt adam, cadı diye öldürüyorlardı. Fakat on dokuzuncu yüzyıldan sonra sanayileşme ve özgürlük hareketiyle birlikte insanların yaşam modeli değişti. Artık farkında olmadan herkes istediği konumu elde edebilecek koşullara kavuşmuştu. Eğer isterse çalışıp çok kazanarak eski insanların hayallerini kurduğu statüyü elde edebilirdi. Tahmin edeceğiniz üzere böyle bir yaşam modeli günümüzdeki insanlar arasında bir at yarışının başlamasına neden oldu. Çünkü yeteneklerini kullanan insanlar akıllı olarak görülüyordu. Hele de teknoloji alanındaki gelişmelerde yer alan kişiler dahi olarak anıldığından statünün konumu ruhban sınıfından çıkıp zenginlerin tekeline girdi. Üstüne birde tüketim çılgınlığı eklenince insanların psikolojisi iki kat etkilenmeye başladı. Artık erdem insanlar değil, pahalı giysiler giyen insanlar değerli oldu.
Anlayacağınız her çağın hastalığı başka. Bence hastalıklarımıza teşhis konulursa insan ilerlediği yolu daha iyi görebilir ve değerlendirebilir. Bende gönül rahatlığıyla Statü Endişesi'ni size tavsiye ediyorum. Hiç vakit kaybetmeden alıp okuyabilirsiniz. 

0 yorum:

Yorum Gönder